17 Eylül 2015 Perşembe

Azimle Şahlanış


            Azim, pek çok başlangıcın dahi başında gelir. Başlangıçlar azimle şahlanışlardan sonra gerçekleşir. Bir kere de azmetti mi insan, önünde kapılar açılır, aşılmaz dağları aşma işi bir ovada at koşturmaya dönüşür. İnsan bu azimle yeri gelir üç yüz Spartalıdan biri olur ve iki yüz elli bin Persliyi yenmek için savaşır1; yeri gelir kendi ordusu, Çin ordusunun yanında bir avuç karınca gibi duran Mete Han'a “Ben bu kadar Çinliyi nereye gömeceğim?”2 diye düşündürür. Azim varsa ümitsizliğe düşmek asla yoktur. Ancak gerçek azim sahipleri hedefledikleri yolda kalmayacaklarından emin olabilirler.
            İnsan hedefini belirlerken o hedefe ulaşacağına inanmak için azmeder. Şayet daha yolun başında azmetmeyip ümitsizliğe düşerse, en baştan kaybeder. Çünkü insan yapabileceğine inanmadığı işleri yapmak istemez ve o yolda yürümeye başlamaz. İnanmaya azmeden insan bundan sonra başlamak için azmeder. Hedefine giderken karşısına bir engel çıkar, inancını korumak, yola devam etmek için azmeder, o engeli aşmanın yollarını ararken azmeder, pes etmez, ümitsizliğe düşmez. Yeri gelir bu engeller, çoklarının daha önce aşamadığı ve çoklarının aşılacağına inanmadığı engeller olur. Bu durumlarda sebepleri zorlayarak azmeder. Fatih Sultan Mehmed'in düşündüğü gibi düşünür: “İmkânın sınırını görmek için imkânsızı denemek lazım.”3 İmkân sınırları zorlanır, azmin getirdiği aktiflik insanın kafasının içinde yeni yeni kapılar açar. Azimli insanın kafasında “olmaz”lara yer yoktur, “Nasıl olur?”lar vardır. Başkalarının ihtimal vermediği, akıllarından dahi geçmeyen hatta sebeplerin bile izin vermediği çözümler bir anda güneş gibi parlayıverir kafasında ve ufkundaki kara bulutları dağıtır. Onu bu noktaya getiren ise bu kara bulutları gördüğü ilk anda bile ümitsizliğe düşmemesidir; ancak yüksek bir inançla, peygamber sabrıyla, çelik gibi sarsılmaz bir iradeyle, yorulmak nedir bilmeyen bir bedenle bu kara bulutların dağılıp gideceğini bilmesidir. Sonuçta kırılmayan zincirler, yürüyen gemilerle aşılır. Koca gemiler karadan kaydırılır ve aşılmaz denenler azimle aşılır.
            Azmin içi boş değildir. Arkasında sağlam bir his ve düşünce dünyası vardır. Birbirini doğuran düşünce silsileleri ve bunların ortaya çıkardığı hislerin birleşmesiyle azmeder insan. Arkasında sağlam bir fikir ve his dünyası olmayan kişi yalnızca azmettiğini sanır. Halk arasında “gaza gelmek” tabiriyle ifade edilen bu durum, kişiyi sonuca götürme açısından bir etkiye sahip değildir. Bir anda parlayıp hemen biten kibrit gibi, bu kişiler de bir an parlarlar ve hedefleri gözlerinde küçüldükçe küçülür. Ancak “gaza gelme” durumu geçtikten sonra, bu kişiler büyük hayal kırıklığına uğrarlar ve bir anda çok âciz kaldıklarını fark ederler. Böyle bir durum bu kişilerin psikolojileri üzerinde çok sarsıcı etkilere sebep olabilir. Bu yüzden bir dayanağı olmadan her hedefe ulaşabileceğine inanmak yerine belli bir birikime sahip olduktan sonra azimle işe başlamak, insanı o yolda daha uzun soluklu kılar. Duygu ve düşünce birikimi  hedefe ulaşmak amacıyla çıkılan yolda, inşaatta demirin gördüğü vazifeyi görür. İnsanı ayakta tutacak olan inancın, sabrın ve tüm bunlar için gerekli azmin sürekliliği bu birikimle sağlanır. Bu birikim ise çevresini iyi gözlemleyen, hiçbir olaya duyarsız kalmayan, her okuduğu ve dinlediği kaynaktan kendisine yararlı olacak yeni çıkarımlar yapan kişiler tarafından elde edilebilir. Böyle bir kişi olmak için yine azmetmek gerekir. Azmedip kişilere ve olaylara duyarlı olmaya başlayan bir insan bu birikimi elde etmeye de başlamış demektir.
            Görüldüğü gibi pek çok başlangıcın başında azim vardır. Elbette insandaki her haslette olduğu gibi azim de farklı amaçlar, insanlığa zarar verecek yollarda kullanılırsa başarıya götürmekten ziyade insanı uçuruma sürükler. Egoistçe, kimseye danışmadan, başkalarına verebileceği zararları göz ardı ederek bir amaç uğruna koşturan bir insan, şayet kendini sürekli kontrol etmezse, dışarıdan kendisini izleyen gözlerin eleştirilerine kulak asmayıp bir hatası söylendiğinde ilk önce kendisine bakmazsa insanlık yolunda yara almaktan kurtulamaz. Amaç insanlık yolunda ilerlemek ise insan, kendisinin savcısı olmalıdır; bunun da ötesinde, her türlü hatadan kurtulup tam olgunluğa ulaşabilmek yolunda azmetmelidir. Şayet bir gün tüm insanlar bu yolda yürürlerse, dünyanın ufkunda kara bulut namına bir şey kalmayacak ve her yer iyiliğe azmetmiş insanların yetiştirdiği güllerle dolacaktır.
            İstiklal Marşı şairimizin de dediği gibi “İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme; yılma / Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.”(Ersoy 387)4 Vatanımızı ve milletimizi devletler arasında en iyi konuma getirme yolunda azmimiz olduğu müddetçe umutsuzluğa kapılmayıp koşturmak her zaman en büyük vazifelerimiz arasında olacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar

1- Cawkwell, George. The Greco-Persian Wars. Londra: Oxford University Press, 2006
2- Hun Devleti. (2015). http://www.denizliturkocaklari.com/hun-devleti/
3- II.Mehmed. (2015). http://tr.wikiquote.org/wiki/II._Mehmed/
4- Ersoy, Mehmed Akif. Safahat. İstanbul: Acar Bilgi Merkezi, 2011

2 yorum:

  1. Herkes gibi dünyada henüz hakkı hayatın varken
    Hanı herkes gibi azminde sebatin
    Ye's öyle bataktir ki dusersen boğulursun
    Ümide sarıl sımsıkı seyret ne olursun.

    Bu dizeleri özetleyen güzel bir yazı olmuş .

    YanıtlaSil
  2. Ancak gerçek azim sahipleri hedefledikleri yolda kalmayacaklarından emin olabilirler.
    Bu söz yüzümü güldüren 'umut'dolu bir söz.Bu tür yazılarrınızı okumayı çok isterim.Teşekkürler.

    YanıtlaSil