14 Eylül 2015 Pazartesi

Mefisto’nun Oyunları

          Her hikâye iyi ve kötünün savaşını ele alır biraz. Harry Potter serisi ise tam
merkezinde bunu anlatıyor. Bir tarafta iyiler, bir tarafta kötüler ve taraflar arasında
devam eden amansız mücadele... Bu mücadelenin en önemli kısmı ise elbette insan
kazanmak olmalı. Peki kötü taraftakiler iyi taraftakileri nasıl yollarından çevirebiliyor?
          Bu sorunun cevabı basit aslında. Bazı durumlarda “iyi” kavramı çok fazla
subjektifleştirildiğinden, insanların iyiyi net bir şekilde görmesi güçleşiyor. Bu duruma
ise insanın duyguları ve mantığı arasındaki çıkar çatışmaları sebep oluyor. Söz gelimi
sevdiği bir insanın canını kurtarmak isteyen biri etik açıdan yanlış olan ve masum
insanların zarar görmesine neden olabilecek davranışlarda bulunabiliyor ya da
hayatının merkezine kendi egosunu almış olan bir insan egosunu tatmin etme
arzusuyla yanlış fiillerde bulunup başkalarının haklarını gasp edebiliyor. Tabii sadece
insanın iç yapısında devam eden bir çekişme olarak kalmıyor bu çıkar çatışması. Dış
müdahaleler de insanların taraf değiştirmelerinde etkin rol oynuyor.
          Kitaptaki kötü tarafın temsilcisi olan Voldemort şöyle bir şey söylüyor: “İyi ve
kötü yoktur. Sadece güç vardır. Ve gücü elde eden kazanır.” (Rowling, 1997, s. 320) Yani
insanları güçlü olmak vaadiyle yolundan çevirmeye çalışıyor. Bir dış müdahale
sayılabilecek bu vaat gücü arzulayan insanlar için etkileyici bi faktör sayılabilir. Lakin
doğurabileceği sonuçlar itibariyle bu vaat de iyi sayılamaz çünkü “Güçlü olan zayıf olanı
ezer.” mantığıyla yaşanan bir hayatta ezilenler daha da çok ezilecektir. Ayrıca güçlü olan
düştüğü vakit kimse elinden tutmayacaktır. Tüm bunlar düşünüldüğünde Voldemort’un
vaadi basiretli insanlar tarafından teveccüh görmeyecektir. Ama Voldemort bu şekilde
insanları kendi cephesine çekmeye mecburdur çünkü kötü tarafın temsilcisi birinin “Ben
kötüyüm, gelin siz de kötü olun, insanlara eziyet edin, bundan zevk alın.” şeklinde bir
propoganda yapması ve insanları bu şekilde kendi cephesine çağırması pek akıllıca
olmaz. İnsan yaptığı şeyin iyi ve doğru olduğuna inandığı takdirde o işe kalkışır. Kötülük
insanın fıtraten yöneleceği bir taraf değildir. Böyle olduğu halde neden
kötülük yapanların sayısı bu kadar fazla?
          Cevap yine insanın kendisinde saklı. Hislerin baskın gelmesi, iyiyi ve doğruyu
perdelediği vakit, fıtratında kötülüğe bilerek ve isteyerek yönelme arzusu olmayan
insan kötülük yapabilmektedir. Ulaşmak istediği bir emel veya korunmak istediği bir
tehlike sebebiyle küçük hesaplar için olsa bile kötülüğü seçebilmektedir. Buna karşın
bazı olaylarda haksızlığı önleme ya da masum birini kurtarma niyetiyle kötü işlere
bulaşılabilir. “Pembe yalan” denen kavrama benzer şekilde ifade edilirse “pembe
kötülük” denebilir bu tarz davranışlara. Örneğin haksız yere idama mahkum edilen bir
insanın hapisten kaçırılması olayında suç işlemekten zevk alan insanlarla işbirliği
yapılması, hatta sonunda onların da hapishaneden kaçmasına neden olunması toplum
açısından kötü ve adaletsiz durumlar doğurabilir. (bkz. Prison Break dizisinin
senaryosu) Yeri geldiğinde yalanlar söylenmesi, toplumun tamamı tarafından kötü
olduğu kabul edilen işlerle uğraşan insanlarla ortak olunması ve daha da ötesinde suçlu
olduğu ispatlanmış bu insanların tekrar toplumun içine salınmasına sebep olunması
olaylarında ortaya çıkabilecek problemli durumlar, bir masum canın kurtarılması
uğruna etik açıdan yapılabilecek şeyler midir? Toplum açısından bakıldığında tescilli
suçluları topluma salarak tüm toplumu tehlikeye sokmak herkesin hakkına tecavüz
etmektir. Diğer taraftan bu olayda kaçırma işini yapan insanın gözünden bakıldığında,
masum insanın canını kurtarmak niyeti söz konusu olduğu için mazeret geçerli
sayılabilir, söz konusu kötülükler “pembe kötülük” kategorisine sokulabilir. Bu durumda
nesnel bir karar vermek çok güçtür. Hele ki iyiyi ve kötüyü nesnel şekilde ayırmak için
yasaların yapıldığı düşünülürse, yasaların hata yaptığı yerde adaleti kim sağlayacaktır?
Haksız yere cezaya mahkum edilenlerin hakkını kim koruyacaktır? İyinin gerçekten iyi,
kötünün gerçekten kötü olduğunu hangi ölçüte dayanarak söyleyebiliriz? Yüzlerce farklı
ölçütün kullanıldığı günümüz dünyasında bu soruya cevap vermek gerçekten zor.
          Yazının başından beri söz konusu olan “iyi” ve “kötü” kavramlarını herkesi
tatmin edecek şekilde belirleyecek bir sistem toplum hayatına hakim olursa o zaman
adalet sağlanacak, iyi tarafta olan görünürdeki kayıplarından dolayı mahzun olmayacak,
kötü tarafta olan ne olursa olsun cezasını çekecek ve sonuçta mutlak adalet sağlanmış
olacaktır. Bu da iyi ve kötü savaşında her zaman iyilerin galip olmasının ve kötülerin
açığa çıkmasının tek yoludur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder