15 Eylül 2015 Salı

Yansıtanın Dilinden Yansıyan



          Hızlı hızlı yürüyordu. Bir yere yetişmeye çalıştığı belliydi. Benim yanımdan geçerken bir anda durakladı. Birkaç adım geri geldi. Yukarıdan aşağıya baktı dikkatlice. Bir sağına dönüp baktı bir de soluna. Sonra yüzünde bir gülümseme belirdi, beğenmişti kendisini belli ki. Göğsünü şişirdi, sonra hızlıca yürüyüp gitti yanımdan.
            Evet, bir aynayım ben. Milyonlarca insan gördüm. Durup da kendisini hayran hayran izleyenini de gördüm, bir türlü hâlinden memnun olmayıp yüzünü asanı da. Çoğunlukla benim onları izlediğimi fark etmeden yanımdan ayrılıyorlar. Bir insan olsaydım yine aynı şekilde davranırlar mıydı acaba? Hiç sanmıyorum. Çünkü yanında biri varken nasıl davrandığına da şahit oldum bazılarının. Yalnız kaldığı vakit -çok az bir kısmı hariç- hiç de sevimli bir varlık olmuyor insanoğlu. Sinirlendiği zaman bağırıp çağıranı da var, en sevdiği dostuna en ağır hakaretleri söylemekten geri durmayanı da. Ama çoğunlukla belli vakitlerde yapıyorlar bunu, yalnız olduklarını düşündüklerinde. Benim farkıma varsalar yüzleri ne hâlde olur acaba? Daha da önemlisi, eğer bir yaptırım gücüm olsaydı, gördüklerimi kimseye anlatmamam için bana neler neler teklif ederlerdi, Allah bilir. Oysa bana göğsünü şişire şişire bakıp âdeta "Küçük dağları ben yarattım!" diyenlerin sayısı hiç de az değil. "Bu kadar mı büyüksün ey insanoğlu!" diyesim geliyor bazen ama sesim de çıkmıyor ki. "Peki neydi o yapmacık tavırların, o ağız değiştirmelerin, yeri geldiğinde yaptığın yalakalıklar..?" diye de eklemek istiyorum. Ama ben sadece bir aynayım, ne yapabilirim ki? Daha da kötüsü, zaman geçtikçe on yüzlü insanlar görmeye başladım ve iki yüzlü insanları arar oldum!
            Ben sadece bir aynaysam, onların içini nasıl görüyorum? Görmüyorum, sadece olayları izliyorum. Bir ayna olarak tarihe şahitlik ediyorum. Ve tavırlarından insanları da tanıyorum artık. Herhangi biri benim yerimde olsaydı ve insanoğlunun farklı olaylardaki farklı farklı tavırlarını görseydi, aynı şeyleri düşünürdü benimle. Zaten bazı insanlar yapıyor bunu, başkaları hakkında şikâyet ederken söylüyorlar benim söylediklerimi. Ama ortada yine bir problem var. Çuvaldızı hep başkalarına batırıyorlar, kendilerine ise iğne battığı anda ortalığı yıkıyorlar. "Niye o kadar aptallar? Peki, aptal değiller, ama kafalarında bir şey eksik."(Pamuk 44) diyorlar hep başkaları hakkında. Hâlbuki "Niye benim ben?" (Pamuk 56) diye sorsalar kendilerine... Bana bakarken kendi hâllerini beğenmek yerine bir de bu soruyu sorup baksalar kendi yüzlerine... Başkası görüyor diye değil de insan oldukları için çekidüzen verseler kendilerine... İnsan olduklarının farkına ne zaman varacaklar bilmiyorum. Hayvanlar aleminde bu kadar yalan, hile, yalakalık, entrika yok. O yüzden hayvanlar hayatlarını stabil bir şekilde sürdürüyor. İnsanoğluysa her gün daha ileri gittiğini iddia ediyor sadece. Kime göre iyi olduğu benim de en çok merak ettiğim sorular arasında. Çünkü kimi görsem yüzü gerçekten gülmüyor. Tebessüm varsa bile arkasında ya bir beklenti var ya da gizli bir hüzün. Bu problemin sebebi belli. İnsanlar tüm sorunlarını maddeyle çözmeye çalışıyorlar. Sevginin, sadakatin, dürüstlüğün para etmediği bir ortamda yaşadıklarını düşünüyorlar. Bir gün insan olduklarının farkına varırlarsa, insan olmanın üstünlüğünün nerede olduğunu anlarlarsa o zaman gerçek bir tebessüm görebilirim onların yüzünde. Eğer tam manasıyla çekidüzen verirlerse kendilerine, yani dış görünüşlerinden ziyade kalplerine bakıp orayı düzeltmeye çalışırlarsa daha mutlu olurlar. Şık görünmek yerine dürüst olmayı seçtikleri zaman daha mutlu olacaklar ama nedense bu zor geliyor onlara. Dürüst oldukları gün, hesabını veremeyecekleri işlere bulaşmadıkları gün insanları yine bugün olduğu gibi izlemek istiyorum. Çünkü o zaman yüzlerinde gerçek samimiyeti ve mutluluğu görebileceğimi biliyorum.
            Benim dünyam onların dünyası aslında. Onlar bana benim gözümden bakmadığı sürece, kendilerini kendi gözlerinden görmeye devam edecekler. Bir adım öteden yani dışarıdan kendilerine bakmamaya devam ettikleri sürece her yerde hata görecek, ama bulundukları yeri doğru sanacaklar; herkesi yanlış görmeye devam edecek ama tek doğrunun kendileri olduğunu düşünecekler ve hayatı memnuniyetsizlikler ve şikayetler içinde sürdürecekler. Hâlbuki önceliği bende gördükleri siluetlerinin içini tertemiz hâle getirmeye verseler bir süre sonra kalpleri temizlenecek ve hayatın güzelliklerini görmeye başlayacaklar. Tüm insanlar bunu yaptığı gün dünya üzerinde kış bitecek, her yerde yaz birden kızarıverecek, ruhlardaki kara bulutlar da dağılacak. Belki bir gün olur, neden olmasın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder