18 Ekim 2015 Pazar

Bilinmeyen Adaya Yolculuk



          Bilinmezler bilinene dek, bilinmez oldukları bilinemez. Bu sebepten olsa gerek, pek çok insan bilinmezleri farkında olarak ya da olmayarak inkâr eder. Bilinmez olan kimi zaman bir kavramdır, kimi zaman bir duygudur, kimi zaman bir olaydır. Bazen insan insanı bilemez, bazen de insan insanlığını bile bilemez. Bilmemek, bilmediğinin farkında olmamak kadar kötü değildir. Çünkü bilmediğini bilen en azından bilmesi gereken temel şeyi biliyordur. Bilmediğini dahi bilmeyen ise öğrenmenin yolunu daha işin başından kapatmıştır. Peki, bilmediğini bilmeyen insan neden ısrar eder bilmemekte?
          İnsanın pek çok hatasında rol oynayan ön yargı bu problemde de ana etkendir. Kimileri tek doğrunun kendi bildikleri olduğunu iddia eder. Kimileri sahip oldukları bilginin yeterli olduğunu düşünür, daha fazlasını bilmek istemez. Kimileri de hayatında en ufak değişikliklere bile karşı olduğu için yeni şeyler öğrenmenin hayat düzenini bozacağını düşünür. Ve korkar insan. “Tek doğru budur.” dediği durumlarda yalancı çıkmaktan, yeterli bilgiye sahip olduğunu düşündüğü durumlarda aslında daha öğrenecek çok şeyi olduğunu öğrenmekten, hayatında değişiklik yapılmasından ve bu değişikliğe uyum sağlayamamaktan korkar. Görüldüğü gibi insan bilmediğinden korkar. Bilmediğinin kendisini küçük düşürmesini istemez. Bugüne kadar yanlış bildikleriyle yanlış yaşamış olmaktan ve bunu itiraf etmekten korkar. Bilmediğini itiraf etmedikçe, öğrenmek için ilk adımı atmadıkça korkmaya ve ön yargıyla yaşamaya da devam edecektir.
          Tüm insanlar böyle değildir tabii. Hiçbir meselede insanlar üzerinden genelleme yapmak doğru olmayacağı gibi bu meselede de doğru olmaz. Bir de bilmediğiyle yüzleşenler vardır. Korkusuzca “Bilmemek ayıp değil ki!” diye haykıranlar, bilmediklerinin üzerine koşarcasına gidenler vardır. “Her şeyi bilmem hiçbir zaman mümkün olmayacak ama yeni bir şey öğrendiğimde bir önceki durumuma göre daha çok şey biliyor olacağım.” diye düşünüp bilginin hazzına ulaşanlar vardır. Elindekiyle asla yetinmeyip “Daha yok mu?” diye yaşayanlar vardır. İşte bilmemek, bilmediğinden korkup ona ön yargıyla yaklaşmayı değil, bu insanların yaptığı gibi öğrenmek için koşturmayı gerektirir. İnsanlık ancak bu yolla ilerlemiştir. Bundan sonra da ancak bu yolla ilerleyecektir. Teknolojinin, hayat kolaylığının geometrik biçimde arttığı günümüze gelmemizde “Bilmenin sonu yoktur.” diye düşünen insanlar rol oynamıştır. Günümüzde de pek çok sıkıntı mevcuttur elbette. Ama bu durumda, yine problemleri görmezden gelenler değil, bu problemlerin sebeplerini ve kurtuluş yollarını araştıranlar, bir diğer ifadeyle öğrenmeye çalışanlar, bilmemezlikten gelmeyenler, bilmedikleri sıkıntılardan korkup kaçmayanlar bu sorunları aşmamıza vesile olacaktır. Söz gelimi, cep telefonunun kanser yapma ihtimali olduğunu yok sayanlar bir yere varamayacaktır. Buna karşın, bu hipotezi araştıranlar, doğruluğunu öğrenmeye çalışanlar insanlığa kıymetli bir bilgi kazandıracaklardır. Yani, bilim yaparken dahi bilmediklerinin çokluğunun farkında olan insanlar, öğrenme isteklerini devam ettirdikleri müddetçe insanlık ilerlemeye devam edecektir.
         Aslında bilmekten daha önemlisi bildiğini uygulamaktır. Bilmediğinden kaçmayan insan, bilinmezleri bilinir yapma yolunda ilk adımı atmıştır. Fakat bilinmezlerin bilinmeye başlamasının insanlık açısından bir değer ifade edebilmesi için hayata geçirilmesi en temel şartlardandır. Yine kanser örneğini verecek olursak, cep telefonunun kanser riskini artırdığı öğrenilirse, telefon kullanımının bu keşfi yapanlar arasında azalması gerekir. Yine çok göz önünde olan bir meseleyi misal olarak verirsek, sigara içmenin devlet eliyle zararlı olduğu duyurulmaya çalışılırken, sigara paketinin üzerinde bile zararlı olduğu yazarken hâlâ çok yüksek oranda sigara içiliyor olması bu bilginin pratik hayata uygulanmasında sıkıntı olduğunu göstermektedir. Hâlbuki insanların yarısı bile kendisinden mesul olduğunu düşünse ve bildiğini uygulasa bu gibi zararlı alışkanlıkların yaygınlığı da azalacaktır. Bırakmak isteyip de kendinde güç bulamayanlar, toplumdaki bildiğini uygulama akımından güç alacaklardır. Sonuç olarak, bilinen uygulanmazsa yapılan yanlışlar devam eder, toplumda iyi yönde ilerleme zorlaşır.
         İnsanlık yolunda ilerleme olması için öncelikle bilinmeyenlerin bilinmediği kabul edilmelidir. Sonrasında bu bilinmeyenleri öğrenme yolunda çaba sarf edilmeli ve korkup ön yargıyla yaklaşılmamalıdır. Peki, öğrenmek işin son noktası mıdır? Hayır, henüz işimiz bitmedi. Öğrendikten sonra hayata aktarılmayan bilgi bir kıymet ifade etmez. Kitaplarla yüklü bir merkep için kitaplar sadece merkebin hayatını zorlaştıran yüklerdir. Aynen bunun gibi, bildiklerini uygulamayan insan da bu bilgilerin kendisine yük olduğunu hisseder. İnsanı merkepten ayıracak olan şey, bildiklerini yani tabir yerindeyse taşıdığı yüklerini hayatına uygulaması olacaktır. Bundan sonra da insan hâl diliyle çevresine örnek olmalı ve doğru bildiklerini de anlatmaktan çekinmemelidir. Bilinmezler bilindikçe, bilinenler pratiğe döküldükçe, doğru bilinenler paylaşıldıkça insanlık ilerleyecektir, bu yolda bilinçli insanların sayısının artması yine insanlığın yararına olacaktır.

Not: Yazının ilham kaynağı Jose Saramago-Bilinmeyen Adanın Öyküsü kitabıdır.     
          

2 yorum:

  1. İnsan üstünden tembellik hırkasını atıp eksiklerinin farkına vardığı an ülkesi , kendisi ve insanlık adına büyük bir adım atmış olacak.Yanlışlarımızdan ise korkmamamız gerkir elbettte çünkü daha en başta pes edersek her gün gelişen bu dünyada amaçlarımız ve hayal ettiklerimize ulaşamadan hayal kırıklıklarıyla dolu bir mazi bırakırız geriye.
    Okumalı , anlatmalı ve tembellik yapmadan çabalayıp durduğumuz bir yaşam tarzı benimsemeliyiz.

    YanıtlaSil
  2. hey bu blogu yeni buldum böyle rastgeldi filan ama şimdi çok uykum var yarın okuyacağım heraldee

    YanıtlaSil