14 Ekim 2015 Çarşamba

En Çok Kendime Kızardım


          En çok kendime kızardım. Susmazdı içimdeki masum. O masumdu, çünkü yaptıklarımda onun payı yoktu. Yapma derdi bazen, sesinin çok az geldiği zamanlar olurdu, arzularım ve heveslerim açgözlülükle bağırıp çağırmaya başladıklarında mahzunlaşır, susardı o masum. Her şey olup bittikten sonra "Ben demiştim." demenin bir anlamı olmadığını bildiği için sessiz sessiz ağlamaya başlardı. Her şey olup bittikten sonra savaş sonrası sessizlik gibi bir sessizlik olurdu, babasını yitirmiş küçük bir çocuk gibi ağlayan o masumun sesi duyulurdu. O zamanlar kulak verirdim o sese, bazen o ağlayış çok derinden sarsardı beni, hıçkırıklara boğulurdum o zamanlar. Bazen de ağlamasından bıkardım, ona karşı soğukkanlı davranırdım, hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmeye çalışırdım. Ama bu çabalarım sonuç vermez ve günün sonunda kendimi yine o masumla birlikte sessiz sessiz ağlarken bulurdum. Onun ağlaması değil de ağlatılmasıydı beni yakan. Ağlatan kimdi peki? Her şeyin sorumlusu kimdi? Kendi sebep olduğum bir şeye oturup üzülmem sıkıntı değildi, hatta olması gereken de buydu. Asıl sorun, kendimi her seferinde o masumun yanında oturup ağlarken bulmamdı. Yüz kere, bin kere... Her seferinde ağlatanın "ben" olduğumun farkında olarak yanından ayrılırdım. Peki neden tekrar ağlarken bulurdum onu? Farkındalık yetmiyor demek ki. İçi boş, desteksiz bir fark etmeymiş demek ki benimkisi.

          Herkes hata yapar. Hatasını itiraf edenler bir adım öndedir. Ben, kendime hatamı itiraf ediyordum, o masuma da diyordum ki: "Merak etme, bu sondu. Bir daha senin ağlamana müsaade etmeyeceğim." Bu mantığa göre bir adım öndeydim. Ama sorunun çıkış sebeplerini bulup yok etmedikçe, bir hatayı yaptıktan sonra o hataya sebep olan faktörleri ortadan kaldırmadıkça sorun tekrar edip duracaktır. Bende de aynısı oluyordu. Hatamın farkındaydım, bunu itiraf da ediyordum, kendime ve o masuma da söz veriyordum bir daha olmayacağına dair. Ancak derinlere inip bakmıyordum, uçurumun kenarında dolaşmaya devam ediyordum, ateşle oynuyordum. Bu durumda düşmem veya yanmam kaçınılmaz oluyordu. Her ağlatışım, öncekine göre beni daha duyarsız kılıyordu. Her verdiğim söz, daha boş manalar ifade ediyordu. Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıydı, bu durumda masum ağlamaya mahkûm muydu? Mahkûm olmalı mıydı? Ben arzularımın esiri olarak kalmalı mıydım? Ben..iyi bir insan olamayacak mıydım? İyi insan...

          O masumun ağlamalarına canımı versem de onu ağlatmasam; yahut birileri tutsa elimden, sen de yardıma muhtaçsın çocuk dese, saçımı okşasa güzel olurdu. Akan gözyaşlarım olurdu o zaman, kalbimden gelir yanağıma akardı. Timsah gözyaşlarım akmazdı o zaman.

          En çok kendime kızardım ben. Masumları üzüp onlara yalan söylediğim için. Onlara söz verip de ikiyüzlülük yaptığım için.. Kendimi sevmezdim..en çok...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder