9 Ekim 2015 Cuma

Yakın ve Uzak



          Uzaklıklar yakınlıklarla kardeştir, bir gerçeğin iki uç noktası olsalar bile. Kimi zaman çok uzaktadır en yakındaki, aynı odada bedenler birbirine yakın görünse de düşünceler, hayaller öylesine uzaktır ki, seslenseler duyamazlar birbirlerini. Bu yüzdendir kimi zaman bağrışmalar. Ses çıkar, hatta çıkan seslerden kulak zarları rahatsızlık duyar. Ama kafalar birbirini duymadığından, tepki veremezler. Karşıda başka bir düşünce mi varmış? Haberleri bile yoktur.
          Kalpler uzaklaşır bazen de. Sevgiden, merhametten yoksunlaşır. Kalp sahibi kalp sahibini yok sayar. Farkında olmadan kalbini söküp atar, hem kendi kalpsizmiş gibi davranır, hem de karşıdaki. Göğüs kafesleri arasında bir adımlık mesafe vardır, ancak onun içindekiler çok farklı hayallere dalmışlardır.
          Bazen de binlerce kilometre vardır arada. Ama kalpler yan yanadır. Bedenlerin haberi olmasa ne değişir ki? Aynı geceye bakar gözler, aynı güneşi selamlar gün doğarken. Yahut gecenin karanlığında aynı anda odaya çekilir kalpler, en güzel giysisi olan hüzünleri aynı anda giyerler. Yastığa aynı anda konulur başlar, gözyaşları yanaklardan süzülür aynı özlemle. Zaman da ortaktır, aynı zamanın içindedir kalpler; özlemler de paylaşılmaktadır. Bazen kalemi eline aynı anda alır hasretlikler. Kim iddia edebilir ki onların birbirine uzak olduğunu? Zaman aynı, dünya aynı, gökyüzü aynı, güneş aynı, his aynı, dua edilen Allah aynı. Bir de zamanın farklı olduğunu düşünsenize..aynı geceye bakamadığınızı, aynı güneş tarafından aydınlatılmadığınızı düşünsenize..! En fenası da ya aynı Allah'a dua edilemeseydi..ya Allah'a dua edilemeseydi...
          Uzaklık burda başlar işte. "Bir"leri görmeyenler farklı bedenlere takılır, farklı düşüncelere, farklı arzulara saplanıp kalırlar. Gidemezler bir adım öteye. Elini uzatsa tutabileceği bir el varken, doya doya seyredebileceği bir çift göz ona bahşedilmişken kendini soyutlarsa, farklılıkların soğuk tarafından kurtulamazsa bir insan, beraber gülmeyi nimet saymayıp hoşuna gitmeyen her şeye kükremeye devam ederse şayet en sonunda yalnızlığıyla birlikte harika (!) bir hayata sahip olur. Buna karşılık, aynılıklardan yola çıkanlar, verilenlerin farkına varanlar, bulunan her ortak paydada daha da yaklaşırlar. "Öyle bir 'Gel!' derler ki mesafeler anlamını yitirir." (Ümit Yaşar Oğuzcan) Gecenin karanlığında buluşurlar, bir şiir kitabının dizelerinde el ele tutuşur kalpleri, uzaklıklar yakınlıklara inkılap etmiş olur.
Uzaktakilerin yakınlığı iyi hoş ama yakındakilerin uzaklığı acı verici değil mi? Birbirine her gün bağırıp çağıranlar, empati kurmaktan şiddetle kaçanlar, aynaya baktığında kendi yüzünden daha derinini fark edemeyenler, günden güne yalnızlaşanlar... En çok acı vereni de yıllarca aynı yastığa başını koyup bugün bu halde olanlar var. Çözüm ne mi dostlar? Ben vicdan eğitmeni değilim, olsaydım önce kendi vicdanımdan başlardım eğitime. Tek bir şey söyleyebilirim. Hala bir şeyler yaptığınızda, ara sıra da olsa içinizde bir rahatsızlık hissediyorsanız, keşke söylemeseydim de kalp kırmasaydım diyorsanız, aynı şey bana söylense nasıl tepki verirdim acaba diye düşünüyorsanız hala umut var demektir. Vicdan, ölmedikçe susmaz; o susmadıkça ümit vardır. Onu susturmaya çalışanlar değil, ona kulak verenler, onun sesinin daha yüksek çıkmasını arzu edenler daha huzurlu olacak, güzellikleri daha çok fark edecektir. Tecrübem, gözlemlerim, ümidim ve duam bu yöndedir. Vicdanları susmamış daha mutlu bireyler olmamız dileğiyle.

1 yorum:

  1. Serzenişli bir "mektup" havası ile yazdığın her cümlen beni farklı dünyalara götürdü... Kim bilir belki de hep umudumuz olacak... Belki biz de bir gün aynaya bakınca kendimizden daha derinini sezebiliriz... Gün gelir biz de yakınımızdaki uzak insanların kalplerine dokunuruz... Bir parça umut sunarız onlara... Sahip olduğumuz tek gerçek o olduğu halde hepsini veririz...

    YanıtlaSil