21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kıymeti Bilinmeyen Varlık: İnsan

          İnsan kâinatın bir modellemesidir. Yapısal olarak mikro âleme inildiğinde insanın kâinatın bir kopyası olduğu fark edilecektir. Bunun ötesinde insanın bir de batıni dünyası vardır ki kâinatlar onun içine sığamaz. Her insan özellikle ruh dünyası itibariyle ayrı bir âlemdir. Herkesin hayatı anlamlandırma şekli, değer yargıları, hedefleri, hayalleri farklı farklıdır. Bu yönleriyle insan muazzam bir başyapıt gibi inşa edilmiştir. Hepsinden öte insanı tüm diğer varlıklardan bir adım öne çıkaran bir özelliği vardır ki o da üretebilme kabiliyetidir. Bu kabiliyetin altında başka hiçbir türde olmayan şuur ve irade yatmaktadır. Bu üretmeler, olayları, durumları süzüp her zaman farklı tepkiler verme sonucunu doğurur. Benzer olaylar ve tepkiler olabilir; ancak dünyada hiçbir şeyin durağan olmadığı, atomların yer değiştirdiği, hücrelerin yenilendiği ve her varlığın yaşlandığı göz önüne alınırsa bu olaylar asla tıpatıp aynı olmayacaktır, verilen tepkiler de öyle. Her insanın bir karaktere sahip olması, belli alışkanlıkları olması her olayın ve her olaydaki davranışın birbirinden farklı olduğu gerçeğini değiştirmez. Her olay yenidir, zaman değişmiştir ve insan tecrübelenmiştir. Tecrübelenen insan artık aynı insan değildir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde insan kadar orijinal olan, gerek ruh dünyasıyla gerek fikir dünyasıyla başlı başına sonsuz bir âlem olan ikinci bir canlı göstermenin imkânsıza yakın olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu sonsuzluk ise insanı mükemmellik potansiyeline sahip bir konuma getirir. Bu, her insan mükemmeldir demek değildir. Her insan orijinaldir, her insan esasında yeri doldurulamayandır.

          Günümüzde yeri doldurulamayan insanın kıymeti azalmıştır. İnsana verilmesi gereken kıymet makinelere verilir olmuş, insanla geçirilmesi gereken vakit teknolojik aletlerle geçirilir olmuştur. Hayatımızı sözde kolaylaştıran bu makinelere bağlılık artmıştır. Sanallıklar hayatımızı işgal etmiştir. İnsanlar, sanal âlemin sözde sınırsız oluşunun büyüsüne kapılmıştır. Tüm bu teknolojik ilerlemeler sözde medeniyet olarak anılmaktadır. Aile içinde herkes birbirinden kopuk yaşarken, insanlar arkadaşlarıyla bir araya geldiklerinde birbirlerinin yüzlerine bakmazken, medeniyetten bahsedilmesi trajikomik bir durumdur. İnsanın sonsuz iç dünyası dururken, her an tüm dünyayı şaşırtma potansiyeline sahip bir üretme kapasitesi varken yalnızca fiziki güzelliğin, karizmatikliğin, sahip olunan arabanın, saatin, gömleğin dikkate alınması medeniyet değildir. Medeniyet ilerleme demektir. Güncel gelişmeler ise insanı ya hayvani duygularla sarmakta yahut robotlaştırmaktadır. Hayvanlar ya da robotlar insandan ileri değillerdir. Çünkü insanı insan yapan karar verebilme yeteneği yani iradesidir. Bundan feragat edip, sonsuz potansiyeli kullanmamak bir ilerleme değil gerilemedir. Bu gerilemenin temelinde bilinçsizce hayatlara girmesine izin verilen, yenilik adı altındaki ömür hırsızları vardır. Bu yenilikleri bilinçli şekilde ve anlatıldığı gibi hakikaten hayatı kolaylaştırmak amacıyla kullanmayı bilenler ve bunun ötesinde insanlara verdiği değeri asla azaltmayacak olanlar gerçek manada medenileşecek olanlardır.

          İnsan ancak insan olmaya değer verdikçe gerçek manada medenileşebilir. Bu da insan vasfına uygun şekilde yaşamaya ve diğer insanlara değer vermeye bağlıdır. Bugün kalbi düşünülmeden kırılan bir insanın kıymeti ancak yarın gittiğinde anlaşılacaktır. Eşyaların zarar görmemesi için gösterilen hassasiyet insanların da zarar görmemesi için sarf edilmelidir; çünkü bu hassasiyeti, bu özeni en çok hak eden varlık, sonsuz potansiyeliyle insandır. “Black Mirror” adındaki bir İngiliz dizisinde fiziksel olarak kusursuz bir insan yapısında olan robot üretilmiştir. Bu robota ölmüş bir insanın internet üzerindeki konuşmaları, ses kayıtları, videolarının tanımlanmasıyla robot sözde o kişi haline gelmektedir. Ancak bölümün sonunda eşi ölen ve ona olan özlemini gidermek maksadıyla bu robottan sipariş eden kadın sinir krizi geçirerek “Onun yeteri kadarı bile değilsin, hiçbir şeysin sen!” diye robota bağırmaktadır. Bir başka örneğe ise Christopher Nolan’ın yönettiği “Inception” filminde rastlanmaktadır. Rüya kontrolü yapabilme ve rüyada hayal gücüyle istediği her şeyi oluşturabilme yeteneğine sahip olan Cobb, filmin sonunda ölmüş olan karısının rüyasındaki hayaliyle konuşmaktadır. Burada Cobb’un söylediği “İnandığım tek şey sen ol isterdim. Ancak seni her şeyinle, tüm mükemmelliğinle kusursuz olarak hayal edemiyorum. Kendine bir bak. Sadece bir gölgesin. Sen sadece karımın gölgesisin. Elimden gelen en iyi hayalsin ama üzgünüm, yeterince iyi değilsin.” sözlerinden anlaşılacağı üzere ne bir hayal, ne en ileri teknolojik gelişmeler insanın sonsuz dünyasını karşılamaya yetmeyecektir. Her zaman sınırlı olarak kalacaktır. Asla gerçek bir insanın hak ettiği değeri hak etmeyecektir.

          Tüm bunlardan sonra çıkarılması gereken sonuç insanın sınırsız bir dünyaya ve yaratıcılığa sahip olduğu ve onun kadar değerli ikinci bir varlığın bulunmadığıdır. Her insan için hem insanlığın gerektirdiği şekilde yaşamak hem de en büyük değeri insanlara vermek en büyük vazifelerdendir ve gerçek medeniyete ulaşmanın bir yoludur. İnsanın kıymetini bilenler, gerçek insanlığa ulaşmış olanlardır. Gerçek insanlığa ulaşmak ise insan olmanın tek gayesi olmalıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

-Nolan, C. (Yönetmen). (2010). Inception. ABD. -Harris, O. (Yönetmen). (2013).
-Black Mirror. 2.Sezon, 1.Bölüm. İngiltere.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder